
Charles Osborne 1893 yılında dünyaya geldi ve uzun yıllar sıradan bir çiftçi olarak hayatını sürdürdü. Hayatını tamamen değiştiren olay ise 13 Haziran 1922’de Nebraska’daki bir çiftlikte yaşandı.

Tarih 13 Haziran 1922’yi gösterdiğinde çiftliğinde kesime hazırlanan Charles Osborne, yaklaşık 160 kilogram ağırlığındaki bir domuzu kaldırmaya çalıştı. Osborne dengesini kaybederek yere düştü. O an ciddi bir ağrı hissetmese de yere düştükten birkaç saniye sonra başlayan hıçkırık, hayatının geri kalanını şekillendirecek bir kabusa dönüştü.
En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.
kaynak olarak ekleyin

İlk günlerde bunun geçici olduğunu düşündü. Günler geçti, haftalar geçti ancak hıçkırık devam etti. Zaman ilerledikçe Amerika’nın farklı eyaletlerindeki doktorlara, uzmanlara ve kliniklere başvurdu. O dönemin en gelişmiş tedavi yöntemleri bile bu durumu durdurmaya yetmedi. Sonunda Charles Osborne, istemese de hıçkırıklarıyla yaşamayı öğrenmek zorunda kaldı.

Doktorlar yıllar boyunca bu olağanüstü durumun nedenini anlamaya çalıştı. En çok kabul gören görüşlerden biri, düşme sırasında beyin sapındaki hıçkırık refleksini baskılayan çok küçük bir bölgenin zarar görmüş olabileceği yönündeydi. Daha sonraki yıllarda bazı nörologlar ise olayın hafif bir felç ya da diyaframı kontrol eden sinirlerde oluşan bir hasarla ilişkili olabileceğini öne sürdü. Kesin neden ise hiçbir zaman kanıtlanamadı.

Osborne’un hıçkırıkları ilk yıllarda dakikada yaklaşık 40 kez tekrarlanıyordu. İlerleyen yıllarda bu sayı 20’lere kadar düştü. Buna rağmen günün her saati devam eden istemsiz diyafram kasılmaları nedeniyle toplamda yaklaşık 430 milyon kez hıçkırdığı hesaplandı. Bu rekor bugün de Guinness Dünya Rekorları tarafından dünyanın en uzun süren hıçkırık vakası olarak kabul ediliyor.

Sürekli hıçkırmasına rağmen Charles Osborne pes etmeyerek çalışmaya ve hayatını sürdürmeye devam etti. Çevresindekiler onu neşeli, esprili ve hayata bağlı biri olarak tanımlıyordu. Hatta birçok kişi, onun konuşurken hıçkırdığını ilk anda fark etmiyordu. Çünkü yıllar içinde geliştirdiği özel nefes alma tekniği sayesinde hıçkırığın çıkardığı sesi büyük ölçüde bastırmayı başarmıştı. Dışarıdan bakıldığında yalnızca göğsünün ritmik şekilde hareket ettiği görülüyordu.

Bu süreçte yalnızca doktorlar değil, çevresindeki insanlar da ona yardımcı olmaya çalıştı. Bir arkadaşı, korkutmanın hıçkırığı keseceğine inanarak arkasında pompalı tüfek ateşledi. Osborne daha sonra bu olayı anlatırken korktuğunu ancak hıçkırıkların hiç etkilenmediğini söyledi.

Kendisine parmak masajından çeneye baskıya, mendille su içmekten farklı nefes egzersizlerine kadar yüzlerce öneri geldi. Fakat bunların hiçbiri kalıcı bir sonuç vermedi. Doktorların denediği tedaviler de aynı şekilde başarısız oldu. Bir uygulamada karbonmonoksit ve oksijen karışımıyla hıçkırığın durduğu görüldü. Ancak karbonmonoksit zehirli olduğu için bu yöntemin güvenli şekilde sürdürülmesi mümkün değildi. Bu nedenle tedavi hemen bırakıldı.

Yıllar geçtikçe sürekli kasılan diyafram, günlük yaşamını daha da zorlaştırmaya başladı. Özellikle ileri yaşlarında katı gıdaları yutmakta güçlük çektiği için yemeklerini blenderdan geçirerek sıvı hale getirip tüketiyordu. Buna rağmen kilosunu korumayı başardı ve mümkün olduğunca normal bir yaşam sürdürmeye çalıştı.

1978 yılında verdiği röportajda yaşadığı zorluğu tek cümleyle özetliyor:
“Bundan kurtulabilmek için dünyadaki her şeyimi verirdim. Hıçkırmadan yaşamanın nasıl bir his olduğunu artık hatırlamıyorum.”

Şubat 1990’da, tam 68 yıl sonra, hıçkırıkları hiçbir tedavi uygulanmadan aniden kesildi. Doktorlar bunun neden gerçekleştiğini de açıklayamadı. Charles Osborne, hayatının son aylarını ilk kez sessiz ve hıçkırıksız geçirdi. Yaklaşık bir yıl sonra, Mayıs 1991’de 97 yaşında yaşamını yitirdi.

